23 Ekim 2013 Çarşamba

Antoine de Saint-Exupéry ~ Küçük Prens

         Küçük Prens çocukluğumun en güzel ve özel kitaplarından biridir. Her kitabı okurken insanın iç sesinin anlatıcının yaşına uygun bir tona bürünmesi gerektiğini düşünürüm ya da en azından benim iç sesim böyle bir değişim sürecine girer okuduğum kitaplarla birlikte. Anlatıcı bir sese sahip olduğunda karakter daha özel olur benim için. Saint-Exupery'yi anlatıcı rolüne büründürürken tatlı, ufak tefek bir erkek çocuğu sesi hayal ederdim. Böylece onun da istediği gibi kafamda hep çocuk kalmasını sağlayabildim.

          Küçük Prens'in yalın anlatımı, basit bir kurgusu var. Her cümlesinde sakladığı derin anlamları bu yalınlığa sığdırabilmek büyük bir ustalık gerektiriyor tabii ki. İnsanların büyüdükçe hayal gücünden sıyrılıp, gerçekliğe ve maddiyata dönük yaşamasına, değerleri farklılaştırmasına, Dünya'nın aslında ancak bir çocuk gözüyle güzel görünebileceğine, yitirdiğimiz çocukluğumuzun aslında ne kadar kıymetli olduğuna öyle güzel göndermeler yapılıyor ki kitapta; dostlukların kalmadığı, insanların sadece yaşamak için gerekli olan şeylere yönelmesiyle hayatlarını anlamsızlaştırdığına dem vuruyor bir çocuğun gözünden Saint- Exupery. Ve bunu öyle güzel yapıyor ki büyüsek de hala vazgeçemiyoruz Küçük Prens'imizden. 

        Küçücük gezegeninde anlaşamadığı çiçeğinden uzaklaşmak için gezegenleri dolaşan Küçük Prens, sonunda Sahra Çölü'nde kaza yapmış bir pilotla tanışır. Pilotun unuttuğu çocukluğunu ona tekrar yaşatan, küçücük bedenindeki büyük hayalgücünü algılayan Küçük Prens gittiği gezegenlerde yaşadıklarını anlatmaya başlar. Çocuk kitabı olarak yazılmış, çocuklardan çok büyükleri besleyen bir kitap Küçük Prens. Bu yüzden çocuklardan çok büyüklere okutulmalı belki de. 

"Büyükler hiçbirşeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu."

"Sizin dünyadaki insanlar, bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar... Oysa aradıkları, tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir."

"İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez"


"Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. Kaç yaşında, derler, Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor? Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.Deseniz ki: "Kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı". Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama "yüzbin liralık bir ev gördüm" deyin, bakın nasıl: "Aman ne güzel ev" diye haykıracaklardır."


"Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir"

"İnsanlar hızlı trenlere biniyorlar, ama ne aradıklarını bildikleri yok. Koşuyor, heyecanlanıyor, dönüp duruyorlar. Bunca çabaya değse bari..."


       Hep çocuk kalabilmemiz dileğiyle..

1 yorum: