8 Kasım 2013 Cuma

Bir İnsan Kaynakları Belgeseli!

        Yaklaşık 1 aydır o şirket benim, bu İnsan Kaynakları senin geziyorum. Geziyorum diyorum da aslında 1-2 firmayla, farklı pozisyonlar için görüşüyorum. Malumunuz kepimi atalı şunun şurasında 5 aycık oldu. Tatilimi yaptım, kendimi güzel bir tanıdım ve işte hazırım dedim. Demez olaydım. 

        İnsan Kaynakları'nın kaynağını keşfedeniniz oldu mu bilmiyorum. Ben üzerinde incelemeler yapıp 2.5 türü olduğunu keşfettim. Şöyle ki birinci türü daha 1 buçuk ay önce 23 yaşına girmiş bir insan olmanın, 40 yaşında bir insan edasında davranmayı gerektirdiğini düşünerek hareket ediyor. Düzgün bir Türkçe ile, hedeflerinizi ortaya koyup, kendini net ifade eden bir genç olmanızın pek de bir önemi olmuyor gözlerinde. Bir yandan şirketlerine taze kan arayışında olduklarını iddia eden bu İK'lar, sizin 70 yaşında bir kadın gibi (yaşına uygun kaçmadığı için) kasılarak konuşmanızı umuyorlar. Sadece bunu umsalar yine iyi, bir de Genel Müdür tecrübesi arıyorlar( Üniversite'deyken 3 firmada Genel Müdürlük yapmışlığım vardır tatlım desem düşüp bayılır mı acaba?). Disiplin, düzen, profesyonellik kelimeleri havada uçuşurken, kendileri nedense bu profesyonelliğe hiç uymuyorlar ( adayı ağaç eden mi dersin, pozisyonlardan bahsetmeden işi düşünüyor musunuz?diye soranı mı dersin, ha bir de unutmadan hiç Çince bilmeyen birine Çince kendimi anlatmışlığım bile var. Yaz kızım bunu CV'ne!!). Bu İK'ları ben kaka ikcılar olarak tanımlıyorum. Bunun sebebiyse bir aday için firmayı ona tanıtanın İK'daki şirineler olması gerektiğini düşünüyorum. İş ortamı, ne tür insanlarla çalışacaksın vb. hepsi İK'dan ortaya çıkıyor. Şirket kasıntıysa bu işe aldıkları İK uzmanlarından zaten belli oluyor. Bir de İK'nın profesyonellikle yakından, uzaktan ilgisi olmayan davranışları beni şirketten ne yazık ki soğutuyor.

         Gelelim ikinci tür İK'cılara; Bu türdeki İK uzmanları yeni mezun insana, aramızda asırlar var gözüyle değil, "Yeni mezun olduğunu biliyor ve artılarını-eksilerini, seni anlıyorum. Benim için yeteneklerin ve ayaklarının yere basmasıdır önemli olan" diyerek yaklaşıyor. "Her firma yeni bir eğitim gerektirir ve dinamik bir çalışan olman ve elindekiler benim için yeterlidir." havası veriyorlar ki bu bir dilci için gerçekten de önemlidir. Ayakları yere basan, disiplinli, çalışkan ve uyumlu bir tipseniz ve bunu fark ederlerse fazlasıyla sevecen davranabiliyorlar. Bu tip İK'lar da cici İK'lar. Mevcutta bir deneyiminiz varsa onunla ilgili sorular sormakla birlikte, işten beklentilerini ve pozisyonu kaç sene içinde terk etmeyi düşündüğünüzü:) sormayı da ihmal etmiyorlar tabii ki. Ama benim konum bu değil. 

         Şöyle ki 2 tip İnsan Kaynakları ile de tanıştım ve de ikinci tiplerin sevecenliğinin yeni mezun bir insana rahatça kendini anlatma fırsatı verdiğini gördüm. Mülakat soruları birbirinin aynı, ancak beklentilere göre hitap birbirinden farklı oluyor.  

        Sonuçta İK'ların mezun oldukları sene ne durumda olduklarını hatırlamadan çalışıyor olmaları (1. tip) oldukça rahatsız bir görüşme yaşamanıza sebep oluyor. Bir de aklındaki iş tanımının tek bir işle sınırlı kalmasını ister bir halleri var ki 1. tipin hiç çekilmez oluyorlar. İnsan Kaynakları ya da Mimarlık gibi net bir meslek okumuş olsaydım " Ben bina yapacağım." diye bir cümle kurabilirdim. Ama elde dil, bir miktarda ticari bilgi ve deneyimle, koca bir özel sektör okyanusunda yapabileceğim tek bir iş olduğunu iddia etmem kendime haksızlık olur. Come on adamım! diyesim geliyor. 

         Bir de kendilerine İK uzmanı diyen ama bence hak etmeden maaş alan insanlar var ki telefonda görüşmek bile fazla geldiği için kısa kesiyorum. Geçen gün bir firmadan müdürlük teklifi aldım telefonda. Tabii ki görüşeceklerdi vs. ama 23 yaşındayım, yeni mezun oldum bir ağzından çıkanı kulağın duysun abla. Hayalci olması gereken gençtir ben mi anlatacağım yeni mezundan müdür olmaması gerektiğini sana! Tabii ki bu cümlelerle ablayı üzmedim. Farklı bir alanda kariyer yapmak ve kendimi geliştirmek istediğimi ve beni değerlendirdikleri için teşekkürlerimi ilettim, güzel bir gün geçirmesini de dileyerek telefon görüşmeme son verdim.( İsyankarım konudan konuya atlama hakkı görüyorum kendime. O yüzdendir bu parantezim. Eskiden telekomünikasyon firmalarının aramalarıyla ve mesajlarıyla tacize uğrardım, şimdi cv gören arıyor alakalı- alakasız.)

         Ah bir de bunun sadece parası olduğu için patron olmuş, sahibi olduğu firmanın işine bile hakim olamamış, Çince ve Yunanca'yı aynı kefeye koyan patron tipleri de var ki bir sonraki yazım onlara gelsin:) 

         Neyse velhasıl-kelam İK'larla seviyeli bir ilişki içindeyim. Cv'liyiz-Görüşüyoruz-Mutluyuz. 

4 yorum:

  1. kolaylıklar diliyorum arayışında... ama ben neye bayıldım biliyor musun:
    Tatilimi yaptım, kendimi güzel bir tanıdım...
    daha 1 buçuk ay önce 23 yaşına girmiş bir insan...
    bu iki cümle aynı yazıda aynı insan için.. valla hoşuma gitti :)) ben 30 kusurum halen tanıyamadım da :))
    umarım mutlu olacağın işi bulursun hayatım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim güzel dileklerin için. Ben tanıdım da insanları buna inandırmak da zorluk çekiyorum baya :(

      Sil
  2. valla ben bunların bir çoğunu 2008 den beri yaşıyorum valla sen düşündüklerimi öyle bir özetlemişsin ki söyleyecek sözümde kalmadı .telefon aramalarında artık usta oldum ses tonundan ne tarz bir iş söyleyeceğinianlıyorum :D düşün yani merhaba diyişinden nasıl ne tür bir iş çıkacağını seziyorum o derece prof oldum :)) tabi kendimi hemen cevaba hazırlıyorum malum çok arayan olunca arayanları bekletmeyelim hesabı desem inanma :D bıktığımın hesabı :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) Arada güzel iş çıkıyor ama şahsen bir firmaya gönül bağım başlamakta.

      Sil